Balkan Gezimiz,  Seyahatlerimiz

Bir Efsane: Mostar

Geçtiğimiz yollar üzerinde dünyanın en tanıdık yeşillikleri, nehirleri, evleri ve insanları vardı. Minicik arabamızda o sıcak güneşin tadını çıkarırken bir yandan da geçtiğimiz her yolun kıyısında kalmak, konaklamak, yerleşmek ve yeniden göç etmek hissi ikimizi de sarmıştı. İlk seyahatimizin üzerinden geçen kocaman bir yılda sayısız şehir içerisinde sayısız duygu içerisindeyken belki de ilk kez bu kadar tarifsiz ve birbirimizden habersizdik.

Mostar’a girdiğimizde savaşın izlerini bile isteye taşıyan binalar yaktı önce canımızı. O güne dek her daim uzaktan uzağa çekilen bir acının gün yüzüne çıkmasıydı bu. Hep konuştuğumuz, bizimle olan bununla birlikte hiç gerçekten tanışamamış olduğumuz bir acı. Ardından güler yüzlü insanların bulunduğu dar bir sokakta aramaya başladık pansiyonumuzu. Burada kalmak fikri ilk oluştuğunda hiç tereddüt etmeden bir oteldense pansiyonda kalmayı istemiştik. Bunda benim (Gözde) kökenlerimin bu topraklara dayanıyor olması ve en sevdiğim pamuk anneannemin yüzünü bir nebze oradaki insanlarda görebilme ihtimalimi hissetmemin etkisi kocamandı. Gittiğimiz pansiyonun girişinde gördüğümüz tatlı ev terlikleri bu hissin gerçekleşmeye başladığının bir işaretiydi. Mis kokulu tertemiz bir ev, kapıda duran terlikler, kokusu her yeri saran yeni asılmış çamaşırlar ve pamuk yüzlü pansiyon sahibimiz beni bebekliğimin geçtiği eve döndürdü o anda. Tüm bu hisleri paylaştığım sevgilime de (Aykut) tatlı gelmişti bu durum. Rezervasyonumuzda yer alan karşılama içkisi olarak da taze bir meyve kompostosu gelince, tamam dedik. İşte oradayız.

Terliklerimizi giyip odamıza yerleştikten sonra karşılama kompostomuzun tadına bakarken başladık planlama yapmaya. Bu gecemiz Mostar’da geçecekti. Onu doyasıya izleyecek, doyasıya soluyacak ve onunla ilgili bir bütün gece konuşacaktık. Her bir taşı hakkında yorum yapılmadıkça, en güzel ay onun üzerinde görülmedikçe hakettiği saygıyı alamayacakmış gibi duran bu enfes yapı bir köprünün sahip olabileceği en yüksek anlamların toplamıydı sanki. Bir medeniyetin büyümesinden bir medeniyetin vahşice yağmalanmasına kadar nice insana ev olan bu köprü efsanelerin en güzellerini dilden dile dolaştırmakta çok haklıydı.

Mostar’dan bakış.

Önce onu kenardan izleyebileceğimiz bir noktaya oturduk. Akşamüstünün en tatlı saatlerinde güzel birer kahve içmek gibisi var mıydı Mostar’da. Güler yüzlü insanların ülkesinde üstlerine zorla sindirilmeye çalışılan tüm o acıya rağmen bu kadar güzel kalan bu yerde iki sevgili olmaktan çok mutlu, her zamanki sohbetimize her zamanki kavgalarımızı karıştırarak devam ettik bir süre. Karşımızda sıra sıra dizilmiş olan restorantlara bakıp hangisinden bir gece boyunca Mostar’a bakacağımızı konuştuk. Yan masamıza oturan kadınların ne kadar tatlı bir tatil grubu olduğundan, biraz üstteki mekanın buranın dokusuna hiç uymadığından ve daha birçok şeyden..

Güneşin batışına yakın heyecanla Mostar’ın kalbine doğru yürümeye koyulduk. Suyun sesinin en güzel duyulduğu, en güzel kavuşmaların yaşandığı ve en büyük efsanelerin tam merkezi olan o noktaya. Taşlarından tek tek geçerek, kartpostallar ve el işlerinin eşliğinde yürüdüğümüz bu tatlı yolda karşımıza çıkan bir taş ve üzerindeki: “Don’t Forget!” yazısı. Unutmak ne kadar anlamlı aslında hayatta ve unutmamak ne kadar anlamlı. Acıları unutmak mı daha değerliydi yoksa unutmamak mı? Hangisiydi hayatı daha güzel kılacak olan?

Bu düşünceler zamanı yavaşlatsa da işte tam o noktadaydık. Köprünün tam ortasında. Suyun renginin geceye döndüğü ve taşlara çarpma sesinin en güzel olduğu o an. Hayatın tüm renklerini içinde barındıran kalabalığın en orta yerindeki o çift kişilik hissi. Hem herkesle birlikte hem yalnızca iki kişi. Konuşmaya başladık köprünün tam ortasında ve efsane aşklara konu olan bu eşsiz köprünün ortasında birbirimizle olan en cesaret dolu konuşmamızı gerçekleştirdik. Bir erkek bir kadının kökenlerine saygı ile eğildiğinde ve bir kadın tüm kalbi ile ona bir aile vaadettiğinde Mostar’da yılın en güzel gecesinin başladığını bildik. Birbirimize en sevgi dolu gözlerle baktığımız anda tüm bu efsanelerin ruhunu da içimizde hissettik. Efsanelerin bundan sonra her daim bizimle olacağını bilerek geçtik Mostar’dan, yanımızda birbirimize verdiğimiz sonsuz bir söz ile.

Böyle bir gecede Mostar’daki tüm lokantalar en neşeli haliyle karşılar sizi. Tüm garsonlar babacandır ve hepsi birer kadeh cesaret içkisi ikram ederler. Bir tanesi kadına: yeni hayatı için diğeri erkeğe: bu en cesur adımı için. Kadının içkisi sert ve bir o kadar lezzetlidir. Bundan sonraki hayatında olacağı gibi. Erkeğin içkisi sert ve çarpıcıdır, hayatının bundan sonrası gibi. Her şeyin bir anlamı, simgesi ve değeri vardır bu topraklarda. Her bir anın lezzetli bir hikayesi. En güzel tabaklar çiftler için hazırlanır, olmayan mezeler yapılır, en leziz yemekler sunulur ve hepsinde o özlenen anneanne tadı vardır.

Böyle bir gecede Mostar’daki tüm müzikler tanıdıktır. Hepsi dinlenilen ilk şarkı ve hepsi en sevilen şarkıdır. Tüm sözler bizim için yazılmış, tüm sözler bize aittir. Gece en güzel sohbetin yapıldığı gecedir. İçkiler en çok bu gecede çarpar. En tatlı gülümsemeler bu geceye ve Mostar’ın karşı kıyısına aittir.

Böyle bir gecede ay en güzel Mostar’da seyredilir. En güzel yansıması bu suların üzerinde. Tüm mutlu ve mutsuz aşklara şahitlik eden bu yerin şahitliği istenir. Eşsiz bir şahittir o. Gıpta ile izlenilen bir şahit.

Böyle bir gecede tüm dünyaya yalnızca Mostar’dan gidilebilir. Gezilecek her şehirin, gidilecek her yolun, tadılacak her nefesin kapısı yalnızca buradan geçer. Anahtarı yalnızca onun ellerindedir. Bu kapıdan geçenler ise sonsuza dek yollarda ve mutlu olacaktır.

 

Aşk ile.

 

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.