Avrupa'da Gezdiğimiz Yerler,  Seyahatlerimiz

Avrupa’nın Tutkulu Şehri: Barselona

Merhaba,

Bir önceki yazımızda Avrupa’nın en küçük 5.ülkesi olan Andorra’dan bahsetmişken, tüm yolculuklarımızın başlangıç noktası olan Barselona seyahatimizi de anlatma vakti sanıyoruz. Efendim biz mühendis ve tarihçi bir çift olarak profesyonel koçluk eğitiminde tanıştık ve bir anda kendimizi bir seyahat planı içerisinde bulduk.

Çiftin mühendis olanı zaten yıllardır çantasını alıp gezerken diğeri henüz bu tatlı zehirin tadına bakmamıştı 🙂 Seyahatlerin bizce en tutkulu bölümlerinden biri olan planlama kısmı yapıldıktan sonra ilk durak olan Barselona için yola çıktık. Baştan söylememiz gerekir ki bu yazı bir seyahat rehberinden çok bir seyahat hikayesidir.

Avrupa uçuşlarımızın bir çoğunda olduğu gibi Pegasus Havayolları ile gitmeyi planlamıştık. Hikayemizin tarihçi olanı için ilk uçuş deneyimi idi ve oldukça heyecanlı geçen bir üç buçuk saat olmuştu. Şehre indiğimizde Barselona’nın o tutkulu havasını içimize çekmiştik bile. Hemen merkeze şehrin kalbine doğru yol aldık ve hostelimize eşyalarımızı koyduktan sonra şehri keşfe başladık. Bu sırada söylememiz gerekir ki aslında yolculuğumuz dört kişilikti ki bu hali de keyifli idi. Bununla birlikte burada Barselona’da aşk teması esas olacak 🙂

İspanya’nın ikinci büyük kenti olan bu ateşli şehir, Akdeniz kıyısındaki en önemli limanlara ve ticaret merkezlerine sahip. Bu özelliği ise şehrin her bir yerinde kendini gösteriyor. Mezarlıklarından tutun da sokak aralarına kadar dokusunda tarih, kültür ve Gaudi sayesinde modernizm akımının şarkısını söyleyen bu tutkulu şehir bizi daha ilk saatlerinde içine çekmeyi başarmıştı.

Şehri biraz keşfettikten sonra ilk yemek için Port Vell’i seçmiştik. Gezgin arkadaşlar belki bu tercihi lüks kabul edebilir fakat bizim için ilk seyahatimizin ilk akşam yemeği idi ve kabul edelim ki bir parça özeldi. Tabi ki İspanya’nın en ünlü yemeklerinden biri olan Paella’yı tadarak başladık keşfe. Bu enfes yemek deniz ürünleri ve pilav benzeri bir birleşimden oluşan leziz bir tarif. Özellikle bizim gibi deniz mahsulleri sevenler için bulunmaz bir lezzet. Port Vell sahilde yer alan harika bir yat limanı. Sahilde yemek yemek için, akşam güneşini izlemek ve kadeh tokuşturmak için, kıyıya yanaşan yelkenlerin gölgelerinden denize uzanan hikayeleri hayal etmek için güzel bir mekan. Burada günü batırdıktan hemen sonra La Rambla’ya çıkarak akşamın tadını çıkarmaya başladık. Tabii ilk duraklardan biri bu yürüyüş yolu üzerinde yer alan mekanların birinde harika birer Sangria içmek oldu. Bu nedir diyenler için: kırmızı şarap, meyve parçaları, bal, rom yada votkadan oluşan buz gibi bir yaz kokteylidir. La Rambla’nın ateşli saatlerinde bu kokteyl eşliğinde ettiğiniz sohbetin tadı başka olacaktır, bizim için öyle oldu.

Barselona yukarıda bahsettiğimiz üzere tutkulu olduğu kadar şaşırtıcı sürprizleri de içinde barındıran bir şehirdir. Biz ilk gece sokakta eski bir dostla karşılaşarak bunu test ettik ve kendimizi Barselona’nın ara sokaklarında sokaklarda eğlenen gençler arasında bulduk. Bu şehirde gece hayatı beklenmedik kapıları açabilir, bir anda kendinizi Avrupa’nın en ünlü underground club’ında bulabilirsiniz. Bu sebeple kendinizi sokağın sesine bırakmanızda fayda var 🙂 Tabi burada Barselona güvenlik güçlerinin de sokaklarda olduğunu söyleyelim 🙂

Biz ilk gece keşfimizden sonra La Rambla’ya çok yakın olan hostelimizin yolunu tuttuk. Ne yazık ki beklediğimizin çok ötesinde kötü bir yerdi bununla birlikte harika bir balkonu vardı. Gecenin seslerini ve sabahın ilk ışıklarını burada karşıladık. Yeni gün bizi İbiza’ya götürecek olan gündü J Burada küçük bir not İbiza anılarımız bambaşka bir yazının konusu olacaktır bu yüzden bir uçak kaçırma vakası ile geri döndüğümüz Barselona ile devam edelim 🙁

Ne yazık ki dönüş uçağımızı kaçırsak da aynı gün bir kaç saat sonra yeniden şehirdeydik ve bu sefer büyük keşif başlamıştı. Havaalanından geldiğimiz şehir merkezinden yaklaşık 45 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan Sagrada Familia’ya yürümeye ve hoşumuza giden her ara sokağa girerek şehirde kaybolmaya başladık.

Tabii elimizde Corona’larımız ile 🙂 Yaz sıcağında yol üzerinden aldığınız bir Corona ile şehri keşfetmenin tadı damağınızda kalacaktır eminiz. UNESCO’nun Dünya Mirası Sit Alanı kabul ettiği bu enfes bazilika Gaudi’nin ani ölümü ile tamamlanamayan ve “Bitmeyen Kilise” olarak kabul edilen muazzam bir eserdir. Biz gittiğimizde ziyarete kapalıydı ve önünde devasa iş makineleri vardı. Biz de onu en iyi gören sokakların birine girip eski bir apartmanın önünde oturarak bu eşsiz eseri izlemeye koyulduk. Orada ettiğimiz muhabbet ne kadar sürdü inanın bilmiyoruz. Bizim bir noktada sohbete dalıp saatlerce orada kendimizi unutma gibi bir huyumuz var 🙂

Ardından biz şehirde kaybolmaya, seveceğimiz ve bizi büyüleyen kiliselere girmeye, tarihi dokuları içimize çekmeye devam ettik. Akşam yeniden şehri ziyaret ettiğinde bu kez La Rambla’da yine Sangria eşliğinde Tapas yiyorduk. Birçok mezeden oluşan bir bütün olan Tapas akşam üzeri için muhteşem bir atıştırmalıktır. Şiddetle tavsiye ederiz. Ardından şehir sokaklarında gezmeye ve El Puerto de Barcelona olarak anılan Barselona Limanı’na doğru yola koyulduk. Burası bir akşam yürüyüşü için muhteşem bir alandır. Çektiğimiz efsane fotoğraflar silinmemiş olsaydı söylemek istediğimizi çok daha kolay anlatırdık 🙁

Buradaki yürüyüş bize birçok insan manzarasını kazandırdı. Bunların her biri günler içerisinde bir hikaye olarak bu sayfalarda yer alıyor olacak. Hepsi başka bir dünyanın kapılarını açmıştı. Hepsi birer güzel anıydı.

Barselona sokakları bizim çok yabancı olmadığımız gürültülere, kahkahalara, kavgalara ev sahipliği yapar. Sokaklardaki seyyar satıcılar, göçmenler size gülümser ve polisten hızla kaçarlar. Ara sokaklar sizi kendilerine çeken birer gizemli sahnedir. İçerisine girdiğinizde birbirilerine aşkla dolanmış çiftler, eğlenen bir grup genç, şarkı söyleyen evsiz bir amca yahut bakışları sizi rahatsız edebilecek bazı insanlarla karşılaşmanız mümkündür. Ve fakat bu sokaklarda gecenin bir yarısı edeceğiniz sohbet her daim aklınızda kalacaktır.

Biz burada son gecemizin büyük kısmını ikinci hostelimizin terasında Andorra’dan aldığımız içkilerimizi gökyüzü altında içerek geçirmeyi tercih ettik. Evet minicik seyahatimize Barselona, İbiza ve Andorra’yı sığdırabildik J Bu sofra bizim için özel anlardan biriydi. Baş başa, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde, terasın ortasında saatlerce süren sohbet ve tadı berbat olan içeceklerimiz ile unutulmazlar arasına girdi çoktan. Kabul ediyoruz adını sanını bilmediğimiz içkiler berbattı ve biz sırf inadımızdan hepsini bitirdik 🙂

Bizim için yeni gün Amsterdam’a yolculuk için doğuyordu.

Bir gün yeniden görüşebilmek umuduyla bu tutkulu şehirden ayrıldık..

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.