Blog

Ben Dairesi

Son birkaç gündür arkadaşlarımızla konuşurken herkesin olduğundan çok daha hüzünlü ve aslında tam olarak “acı” dolu olduğunu görüyoruz. Aslında buna biz de dahil olmak üzere birkaç zamandır stres, gerginlik, hesaplaşma hali var içimizde. Tam bir anlam vermeye çalışırken bu durum son birkaç günde en yüksek seviyede karşımıza çıkmaya başlayınca, hadi yazalım dedik.

Aman tanrım; sanki herkes bir yerlerde acılar içinde kıvranıyor gibi!

Meğer bizleri bu kadar zorlayan, hiç farkında olmadığımız gökyüzü hareketleriymiş.

Ne kadar enteresan değil mi?

İçimizden baktığımızda şu kocaman evrenin içerisindeki en büyük problemler yada mutluluklar bize aitmiş gibi. En çok çalışan biziz, en çok yorulan da; en mutlu, en aşık, en başarılı olanda. Her şey “BEN” dairesinde başlayıp yine o dairede bitiyormuş gibi.

Sonra bir an geriye çekilip bakıyoruz ve işte o an: Kocaman dünyanın içinde nasıl da küçücük bir parçayız!

Bunu fark etmek yaşadığımız o kocaman sanrısının dağılmasına yardımcı oluyor, deneyin göreceksiniz.

Oturduğunuz yerden, yalnızca gözlerinizi kapatarak yapın bunu.

Kapatın ve hayal edin; bir yolculuk yapacaksınız. Az önce pencereden gördüğünüz bir bulutun üzerine doğru bir yolculuk bu. Rahatlayın ve bir nefes alın, bir nefes daha..

O buluta doğru süzülürken, kendinizi ve içerisinde bulunduğunuz durumu bırakın oturduğunuz yerde.

Merak etmeyin, onlar orada sizi bekleyecek.

O en yumuşak, en beyaz bulutun üzerine oturduğunuzda derin bir nefes daha alın!

İşte o an!

Şimdi karşınızda geride bıraktığınız siz ve o sizin içinde bulunduğunu düşündüğü durum var.

İzleyin onları.

Nasıl buradan bakınca?

Aslında…

Evet aslında öyle işte.

İçindeyken kocaman, dışındayken aslında…

Araştırmalara baktığımızda beyin denen makinenin inanılmaz bir sistemle çalıştığını görüyoruz.

Henüz yeni ortaya konan bilgiler, laboratuvar ortamında üretilen yapay beynin kısa bir süre içerisinde sinir sistemine bağlanmakla ilgili yüksek gelişim kaydettiğini gösteriyor.

Yani sistem kendiliğinden çılgın bir hareket halinde.

Benim sandığım düşünceler, duygular, hareketler aslında zihnimin.

Ben onu değil o beni yönetiyor yani.

Ürkütücü değil mi?

İşte tam bu esnada artık hayatın her alanında işe yarayan bilgiler devreye giriyor.

Fark et ve harekete geç!

Gördün o durumu bulutların üzerinde, hadi harekete geç.

Orada bıraktığın sen için ne yapabilirsin bugün itibariyle?

Şu an itibariyle?

Hadi yap!

Gelelim gezegenlere,

Milyonlarca yıldır insanlar gökyüzüne bakıp rehberlik talep ediyorlar aslında. Kimi zaman inanarak kimi zaman astroloji ile. Kimi zamanda yalnızca gökyüzüne bakarak.

Bu yüzden parçası olduğumuz bu sonsuz evrende, olan ve biten her şey işte bir noktada benimle ilgili.

Tıpkı hareketleri gibi.

Konunun uzmanı değiliz, belli ritüellerimiz yok buraya yazabileceğimiz bununla birlikte biliyoruz ki öncelikle sevgi her durumda insana iyi gelen en önemli ilaç.

Sevdiklerinize sarılın, büyük sofralar kurun, arayın, dertleşin, bir arada olun.

Daha çok müzik dinleyin, hiç dinlemediklerinizi mesela.

Yada bir sabah sadece Beethoven ile başlayın güne.

Kitaplar.

Sarılın onlara.

Daha çok sevin hayvanları, dokunun, bırakın sizi iyileştirsinler.

Nefes.

Tabi nefes alın.

Derin nefesler.

Nefesime odaklandığım her an biraz daha tutunuyorum şu “an”ıma.

Geçmiş ve gelecek çizgisinin tam ortasındaki bu an, bizi biz yapan ve biz yapacak olan anların en değerlisi.

 

 

Sevgi dolu günlere.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.